Pek umursamaz gibi görünmeye çalışsa da, aslında içten içe bir hayli koymuş muhtereme... “Çoluk çocuğun eline beş on lira para tutuşturup stadlarda 'Manisalı Başkan istifa' diye bağırtıyorlar” demiş “Yağdanlık Hayat” adlı AKSA' K mevkutedeki “ Ölene Kadar Yalova'dayız” başlıklı köşe yazısında.
Yalova şehir stadında, bir futbol müsabakası vesilesiyle zâtına karşı gösterilen kitlesel sempati (!) nümayişinden fevkalade mütehassis olan muhterem, “Ne yani biz bu vatanın evladı değil miyiz” meâlinde serzenişte bulunuyor; yürek dağlayan bir sadâ ile.
* * *
Hatırlarsanız, Manisalı muhteremin fotoğrafı, minibüslerin arka camlarını süslüyordu yakın bir zamana kadar. Bir vakitler minübüslerin demirbaş aksesuarı olan“Ağlayan Çocuk” posterinden daha bir meşhur olmuştu o sırıtkan ifadeli fotoğraf.
Hatta bir arkadaşım, Adana - Urfa hattında çalışan kamyonlarda bile aynı fotoğrafa rastladığını, hatta fotoğrafın altında da “Söz Verdik Yaptık Harran Üniversitesi Urfalılara Hayırlı Olsun” şeklinde bir cümlenin yer aldığını anlatmıştı yemin billah ederek.
Uzatmayalım, geçenlerde gördüm, minübüsün birinin arka camındaki o malum fotoğraf, yırtılarak sökülmüş. Muhteremin muhteşem cemâlinin küçük bir kısmı camda yapışmış kalmış. İnanın pek bir hüzün vericiydi görüntü. Belli ki bir süre önce minibüsçülerle yaşanan o gerilim sırasında öfkeli bir minübüsçünün gadrine uğramış. Fotoğrafın yırtılış tarzı, sanki onu yırtan kişinin, o yırtma anında muhteremin kulaklarını hayli kuvvetli bir şekilde çınlattığı intibaını veriyordu.
Eee ! Benim necip milletimin sağı solu belli olmaz; bu gün tutar resmini asar, ertesi gün de yırtıp atar; hatta “Manisalı, başkan istifa” diye arkandan teneke çalar.
* * *
Muhterem şehremini, onca çabaya rağmen, bir türlü “Yalovalı” olamamanın yarattığı tevettürün etkisinde, anî bir hareketle sıyırıp kınından, “Bizler Edirne' den Kars' a hatta sınırları aşan topraklardan gelmiş tek bir milletin evlatlarıyız” diye savuruyor kılıcını düşman üstüne; tedavülden kalkmış, ekşimiş bir hamasetle.
Sonra, Esenler otogarındaki çığırtkanlar gibi, güzergâh üzerindeki vilayetleri sıralıyor; “Edirne, Kars...Erzurum, Siirt, Diyarbakır...” (toplam 16 vilayet) “...hepsiyle beraberiz” diyor.
Evlâd-ı Fatihan' ın ufkunu, misakî millî sınırları kesmiyor ve muhterem; Musul'dan, Kerkük' e, Türkmenistan'dan, Kafkasya' ya, Yunanistan' dan Bulgaristan'a kadar geniş bir tarihsel coğrafyayı, “birliktelik ideolojisi” salatası olarak harmanlıyor, üzerine her derde deva “Atatürk'ün evlatları” sosunu döküyor, sonra da yerseniz diye önümüze sürüyor.
Hani bir duyan da, Sarıkamış' tan Balkanlar'a, Çanakkale' den Sakarya' ya kadar dövüşülmedik vatan toprağı bırakmamış asîl muhariplerin sulbünden geldiğini sanacak muhteremin.
* * *
Sen bir taraftan, Atatürk' ün “Yürüyen Köşk” ün inşaa sürecindeki hassasiyetini istismar edip, onun hatırası olan köşkü, kokteyl mekânına; köşkün hatırasını fincanlar, tişörtler, biblolar vb. ile ticari metaa dönüştüreceksin; kendi adı üzerinden yürütülen üç kâğıtlardan habersiz garibim çınar ağacı üzerinden “çevrecilik” mavalı anlatacaksın; sonra da, birilerinin âlî menfaatleri için “bağış” bulamacına daldırılmış şaibeli yüksek paralar karşılığında imar planlarını değiştirip, Atatürk' ün “Benim kentim” dediği şehrin göbeğinde, devâsa alışveriş merkezleri yapılmasına izin verip kentin dokusunu bozacaksın, ardından da “ Bu birliktelik ideolojisi içinde, Atatürk'ün evlatları olarak hepimiz Yalova'yı doğduğumuz kent gibi seviyoruz” diyeceksin !
* * *
“Geçti Sevdalarla Ömrüm” diyor bir şarkısında bestekâr Nuri Halil Poyraz.
* * *
Akl-ı selimin bütün uyarılarını kulak ardı edip, kuvvetle muhtemel trafik kazalarında kaybedilecek canları hesaba katmadan, şehrin içine, Bursa yolunun hemen kıyısına beton santrali yapılması için meclisten karar çıkartacaksın, sonra da, “ Kentli olmanın bilincinin sonuna kadar yaşayan biri olarak Yalovamız için üretmeye devam edeceğiz” diyeceksin. (Cümlenin Türkçe ve mantık hataları yazarın kendisine aittir)
Biz de bu mavalı yiicez !
Reis muavinlerinizle, meclis azalarınızla , teknokratlarınızla, ellerinizde valiz, milletin parasıyla o ülke senin bu ülke benim gezip durduğunuz yadellerin hangisinde şahit oldunuz, sizin işlediğiniz türden kent cinayetlerine ?
* * *
Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen' in yurtdışı gezilerini düzenleyen bir arkadaş anlatmıştı. Büyükerşen ve ekibi, gittikleri ülkelerde, bütün mimari yapıların, yolların, köprülerin, nehirlerin, tramvayların fotoğraflarını, filmlerini çekiyorlarmış. Sonra da, buralardan aldıkları örneklerin kendi şehirlerine uygulanabilirliklerini değerlendirip, projeler geliştirip uygulamaya geçiriyorlarmış. Eskişehir hemen şurası, gidin şehri bir dolaşın, sonra da dönüp Yalova'ya bir bakın. Belediyecilik nasıl oluyormuş bir görün.
“Ekende yok / Biçende yok / Yiyene Ortak Osmanlı” hesabı, hiçbir dahlinizin olmadığı işleri sahiplenip, “Üniversiteyi bile ben getirdim” misâli komik bile olamayacak kadar zavallı böbürlenmelerle bu işin nereye kadar gideceğini bir düşünün.
Büyükerşen' in ekibi yurtdışından bir yığın projeyle dönüyor, bizimkiler de otellerdeki hovardalık hatıralarıyla.
Fark bu kadar açık.
* * *
Bu arada beton dedim de aklıma geldi. Bilindiği üzere, şehrin içine Bursa yolunun kıyısına beton santrali yapılmasına izin veren Belediye Meclisinin cinaî kararı, büyük bir isabetle İl Genel Meclisi tarafından oybirliğiyle iptal edildi.
Ellerine sağlık.
Benim duyduğum da şu ki; o santrali oraya kurmak isteyen müteşebbise santralin kurulma izni hususunda, gayet sağlam bir teminat verilmiş. Bu müteşebbis de memleketin bu büyük hayır ve hasenât (!) işi için 3 milyon dolar civarında harcama yapmış. Ancak, bu teşebbüs İl Genel Meclisi' ne takılınca, müteşebbis büyük bir hüsrana uğramış. “Bana bu işi bitmiş bil dediler, bende onlara güvenerek yatırım yaptım” diye kıvranıp duruyormuş.
Geçenlerde görmüşler; adamın biri beton mikseri ile belediyenin önünde “Ben bu beton mikserinin hortumunu, nereye sokacağımı çok iyi biliyorum” diye bağırıyormuş.
Eğer son anlatılanlar doğruysa ve adam da dediğini yaparsa ve de bu beton da çabuk donan cinsindense; “Yandım Allah” feryadı, artık Manisa beyliğinden mi gelir yoksa Bayburt vilayetinden mi Allah bilir.
* * *
Muhterem, yazısını şöyle bağlıyor; “...hayatımızın sonuna kadar bu kentte yaşayacağız”
Naçizâne tavsiyem; şansını zorlama...
Memlekette bir sürü nekrofil var neuzübillah !
Sen en iyisi, işin bitince, efendi efendi kendi memleketine kesin dönüş yap; Allah gecinden versin, emr-i hak vâki olduğunda da baba topraklarının güvenli bağrında huzur içinde uyu.
YALovalı BİR YAZARIN YÜRÜYEN KÖŞK VE ATATÜRKLE İLGİLİ YAZISIDIR.